24 Ekim 2017, Georgetown, Penang-Malezya

Merhaba!

Bugün mutlu günüm.

Beş yıldır gezi temelli bir hayat yaşıyorum. Arada bazı duraklamalar olsa da dünyayı gezerek yaşamak, onun yerini alacak başka bir öncelik olmadıkça temel tutkum olacak.

Son dört aydır da yollarda ve değişik diyarlardayım. Avustralya, Endonezya, Singapur sonrası şu an Malezya beni ağırlıyor.

Birkaç saat önce "Eğlence Fabrikası"nın kurucusu ve sahibi arkadaşım Bora TURAN'dan gelen e-posta ile kitabımın yayınlandığı haberini aldım. Aradan geçen 4 yılın sonunda 2013 yılında yaptığım ve tam zamanlı gezginliğe geçiş noktam olan 4 aylık Güney Amerika gezimi anlattığım kitabım elektronik olarak yayınlandı. Uzun süredir akla hayale gelmez terslikler ve zorluklarla yayım gayretleri sürüyordu.

Kitabın yazılması son derece emek yoğun ama başdöndürücü bir bireysel mutluluk süreciydi. Ancak yayımlanma macerası sancılı ve traji-komik bir deneyim oldu. Bu süreç bile başlı başına bir kitap olur. Neyse ki bu güne ulaştık.

Biraz uzunca ( 510 sayfa) olan tekmili fotoğraflı Güney Amerika hikayem artık sizlerin ulaşabileceği formda ilgilenenleriyle buluşmaya hazır.

Kitabın yapımı ve yayımında emeği geçen her kişiye teşekkürlerimi sunuyorum. Kitabı zorla okutmaya çalıştığım, parçaları gönderip okuyup yorumlarını veren, beni yüreklendiren, görmediğim gerçekleri anlatmaya çalışan değerli dost, arkadaş ve aile mensuplarıma tekrar tekrar teşekkürler.

Özellikle, ilk günden itibaren motivasyon desteğini esirgemeyen ve kitabın tasarımı gerçekleştiren Murat KARS'a, sabırla redaksiyon, edit ve konsept bazında yoğun iş yaşantısına rağmen destek olan Hakan ERTURAN'a, yayımlanma sürecini gerçekleştiren Eğlence Fabrikası çalışanlarına ve bu süreçte fikir ve moral destek veren Bora TURAN'a sonsuz teşekkürler.

Sevgilerimle.

6 Don 1 Pantolon

"Güney Amerika'da 120 Gün"

2013 Şubat-Haziran sürecinde dört ay Güney Amerika'da gönlümce gezdim. 

Bu deneyimimi bir çok ayrıntısıyla yazmak da büyük bir macera oldu. Notların gözden geçirilmesi, fotoğrafların, videoların incelenmesi, ses kayıtlarının dinlenmesi, broşürlerin düzenlenmesi derken dört ayda yaşadıklarımı kağıda dökebilmek sekiz ayımı aldı. Araya yeni geziler girdi. Kitabı yayınlama için süreçleri yaşayarak deneyimledim. Böylelikle bir buçuk yıl masa ve ekran başında geçmiş oldu. 2014 yılının sonunda basıma hazır hale gelen kitap 2017 Ekim ayında e-kitap olarak yayımlandı.

Aşağıda okuyacağınız ve 2013 yılında yazdığım bölümler çoktan değişti hatta yok oldu. Ben de o ilk anların anısına kitabın o zamanki başlangıcını sizlerle paylaşmaya karar verdim. 

**********************************************************************

MERHABA!

Hala mı oturuyorsunuz? Hadii, hadi kalkın bakalım. Yeter artık oturduğunuz.

Nereye mi? Güney Amerika’ya. Yahu şaka değil, hadi!

Anlatırım ben neler alacağınızı. Öyle çok bir şeye gerek yok. Altı don, bir pantolon yeter.

Allah, Allah niye deli olayım? Ben öyle gittim. Bu sefer de beraber gideriz. Olmaz mı?

Mazeret bulup, durmayın lütfen, senin yabancı diliniz yeterliden bile fazla. Kitap tercüme etmeyeceksiniz neticede. En kabası adres sormak, yemek, “terminal nerde?”, “doktora götürün” demek. Bir de “günaydın”, “teşekkürler”. Dert etmeyin, veririm bir kâğıda yazıp. Hatta cep telefonuna koyarız o kadar yani.

Uzak mı? Ankara’daki aileni yılda kaç sefer görüyorsun, ayda kaç defa konuşuyorsunuz? Her yerde internet var. Bakın görün buradakinden daha fazla görüşeceksiniz istediklerinizle.

Ne zaman mı gidilmeli? Aralık’tan itibaren oraların yazı. Mart’a kalınmasa iyi olur.

Uçak… Uygun bilet seçenekleri her zaman bulunuyor. THY Buenos Aires’e doğrudan uçuyor artık. Öncesinden rezervasyon veya başka havayoluyla mutlaka makul bir yol bulunur.

Çok mu Tehlikeli? Adam mı kesiyorlar? Tek kötü bir deneyim yaşamadım.

Büyük paralara gerek yok, inan. Türkiye’den pahalısı yok. Niye yemin edeyim yahu, oranın pahalısı sayılacak Arjantin ve Şili bile Türkiye’den hesaplı yerler. Hele Bolivya, Peru; sudan ucuz.

Ne çok para, ne de aşırı tehlike. Aranmazsan tabii…

Mazeret üretmek isterseniz sonu yok. Gerçekten isterseniz bal gibi de gidersiniz. Her yerde yaşınıza, durumunuza göre ulaşım var. Yürüyemezseniz Machu Picchu’nun kapısına kadar otobüs götürüyor.

Dayanıklılık derken? Uzun süreli bir gezi için önce zihinsel sonra da bedensel hazır olunmalı ama neticede Olimpiyata katılmıyorsunuz. Bazı zahmetli yerleri olsa da hayat boyu unutulmaz bir deneyim.

Bakın! Çok güzel olacak inanın. Şu kısacık hayatta bir gün yüzü görün diyorum.

Tamam işte.

Ben sizin gibilerden korkuyorum, “Hadi gidelim!” gitmez, gidince döndüremezsin.

Şunları iki satır yaz, ver mi?

Peki… Olur...

HOŞ GELDİNİZ!

Uzunca bir muhabbet olacak bu kitap. Bir gezginin her anını, her halini paylaşmaya çalıştığım uzun bir sohbet. Birlikte, merakla ve keyifle dolaşacağımızı umuyorum. Anlatıcı konuşmayı, yazmayı sevince laf lafı açıp uzuyor tabii. Zaman zaman fazlaca kişisel de olsa, bu tür uzun gezilere gidenlerin her halini anlatmak adına tüm deneyim ve düşüncelerimi paylaştım bu kitapta.

Güney Amerika gezisine karar verişimi, hazırlanma sürecimi, gözlerimle ve ruhumla kayıt altına aldığım bir geziyi size aktaracağım. Yaklaşık dört ay süren bu macerada, dünyanın öbür ucunda gezen birinin adım adım neler yaşadığı, neler hissedildiğini okuyacaksınız. Okurken ilk anından itibaren benimle birlikteymiş gibi hissetmeniz ve gezmenizi istedim. Başarabilirsem ne mutlu!

Hoş Geldiniz!

Hikâyenin Hedef Kitleleri…

Bu gezi hikâyesi ile üç değişik kitleye ulaşmayı hedefliyorum. (Aslına bakarsanız, özetle, dinlemek isteyen herkese yazdım.)

  • Gitmeyi Düşünenlere…

Birinci Grup Güney Amerika’ya gitmek üzere niyeti olanlar. Bu gruba, karar anından itibaren yaşadığım tüm süreci anlatarak rehber niteliğinde olacak deneyimlerimi aktarmak istedim. Karar, hazırlık süreci, yola çıkış, tüm gezi dönemi ve dönüş dâhil, başıma gelen ve gideceklerin de muhtemelen başlarına gelebilecek her türlü olayı içerecek ayrıntılı bir kılavuz, kaynak işlevi görebilir. Oralardaki ruh halleri ve karşılaşabilecekleri olayları tüm gerçekliğiyle anlatarak; gerek karar, gerekse hazırlık ve uygulama süreçlerinde ön fikir edinmelerinin önemli olduğunu düşünüyorum. Gezdiğim yerlerin rehber niteliğindeki bilgilerinin de oldukça faydası olacağını düşünüyorum.

  • Hiç Gitmeyecek Olanlara…

İkinci hedef kitlem, o ya da bu nedenle belki de hiçbir zaman oralara gidemeyecekler. Roman gibi, bir gezginin yaşantısının günce tadındaki anlatımı okurken sanki Güney Amerika’da geziyormuşçasına hissetmelerini sağlamaya çalıştım. Bazı zamanlarda çok ayrıntı içeren mekân tasvirleri ve fotoğraf destekleriyle hayalin gerçeğe uzandığı bir yolculuk yapmalarını arzuladım. Bir gezginin dünyasına açılan bir kapıdan içeri bakma şansını edinmelerini arzu ettim.

  • Daha Önce Gitmiş Olanlara…

Daha önce bu tür bir geziyi yapmış olan üçüncü grubun da, muhtemelen birçoğu ortak veya benzer olan anıları tazeleyeceğini umuyorum.

Elinizdeki Kitabın Tipi Nedir?

Uzaklardaki uzun bir geziye farklı açılardan bir bakış sağlaması için yazılmış bu kitap, bana göre bir “Seyahatname”. Geziye ve gezgine ilişkin bilgiler de içeren bir “Gezi Romanı” ve anlattığı yerlere ilişkin açıklamalarıyla da bir “Gezi Rehberi”.

Çantamızı hazırlayıp, aşılarımızı olup, biletimizi alıp, ön hazırlıkları tamamlayıp, bu diyarları birlikte dolaşmaktan keyif alırsınız umarım.

Bazı bölümlerde yaptığım karşılaştırmalar ve görüşlerim, doğal olarak bireysel birikimlerimden kaynaklanıyor. Bu yorumlar, gezerken ve yazarken dolaştığım yerlerde felsefik, kültürel ve anlayış açısından saptığım yan yollar. Esinlenmeler, hatırlamalar, karşılaştırmalar, değerlendirmeler. Neticede her haliyle bir geziyi aktarmaya çalıştığım bir yol hikâyesi okuyacaksınız.

Güney Amerika’da uzun uzun gezmeyi sevdim...

Son sözü en başta söylüyorum. Bana her açıdan çok iyi geldi bu gezi. “Tebdil-i mekânda ferahlık vardır” denir ya kelimenin tam anlamıyla o durum gerçekleşti bu süreçte. Yüzlerce insanla tanıştım, onlarca arkadaşım oldu, hala görüştüğüm dostlarım ve ailelerim var.

Bir sürü yer gördüm, birçok yeni şey öğrendim, değişik yiyecekler tattım, duramadım çok şey düşündüm, çok şeyi unuttum, unuttuğumu zannettim, çok güldüm, az ağladım, bazen zorlandım, yoruldum, özledim ama sonuçta bu deneyimi yaşamaktan büyük bir keyif aldım.

İçimdeki patikalarda da uzun yolculuklar yaptım. Zaten gezgin olmanın asıl heyecanı, keyfi biraz da buradan gelmiyor mu?

Ruhuma Göre Akan Gezi...

Bu gezide rotam; ruhum nerede, neyi, ne kadar, ne sürede, nasıl istiyorsa ona göre aktı. Mümkün olan ölçüde önyargılardan uzak kalarak, ne meşhur bir yeri listeme katma arzusu, ne de zorlama duraklar vardı yolumda. Ne kadar özgür ruh olup olmadığımı da bana ayna tutarak gösteriyordu zaman zaman.

Gitmeden hemen önceki konuşmalarımızda gezgin Özlem ÇAĞLAYAN “Nasıl bir iç yolculuğun olacak bakalım?” derken, o diyara defalarca giden arkadaşım Sibel TİLAV “Algılarınla oynayacak bu gezi.” yorumunda bulunmuştu. Şu anda, değişimin ne kadar olduğuna ilişkin bir ölçüt veremesem de haklılıklarını görüyor ve hissediyorum.

Yalnızlık...

Yaklaşık dört ay süren bu Güney Amerika gezisini yalnız gerçekleştirdim. Yalnız gezmenin nasıl bir şey olduğunu tecrübe ettim. Yalnız gittim, ama hiç yalnız kalmadım. Kalmak da istemedim, çoklukla yalnız kalmak istemediğimi öğrendim. Tersini sevenleri gördüm. Öğrendim.

Gezginler, turistler; yollarda, şehirlerde, dağlarda, kırlarda, denizlerde. Gencinden yaşlısına, öğrencisinden emeklisine, hippisinden hepisine çok farklı insanlarla dolu bu “Yalnız Gezegen”.

Hemen hemen hiç yalnız bırakılmayan ve bu nedenle birey olmada zorluklar yaşayan kültürümüze, kısa bir süre de olsa dışarıdan bakma şansını buldum.

Tehlikeli mi?

Giriş bölümünde ve kitabın birçok yerinde, sıkça sorulan bu standart soruya; yaşadıklarım, dinlediklerim ve düşündüklerim bazında fazlaca yer verdim. Kısaca, tehlikeli yerleri olsa da oralardan uzak durma şansınız var. Kültürünü ve bulunduğunuz çevreyi anlayınca tehlike algınız da değişiyor. Benim başıma bu 120 günde en ufak bir hadise gelmedi. Yan kesicilik dâhil fiziksel herhangi bir temasla karşılaşmadım.

Ama kitabımı İstanbul’da bastırma maceram daha tehlikeli bir süreç oldu benim için. İstanbul’da bulunduğum ilk hafta İstiklal caddesinde biri elini sokup cebimi karıştırmak istedi. Bileğini yakalayıp, “Ne yapıyorsun?” dediğimde karşımda Arapça konuşan biriyle karşı karşıya kaldığım İstanbul, bana göre gezdiğim diğer yerlerden hiç de daha güvenli değildi.

Şaşırtmamak adına çok çalışıldı...

Kitaptaki sayısal bilgiler başta olmak üzere doğruluk temelinde şaşmamak için, kitabın taslağını okuyanlar ve düzeltme işlerini yapanlar ile epey uğraştık üzerinde. Yine de hatalar varsa lütfen bunları geri besleme olarak paylaşmanızı bekliyorum. Klasik olacak ama “her ne kadar sürçülisan ettimse affola.”

Sonraki Adımlar, Projeler...

Bu geziye ilişkin elimde son derece büyük bir fotoğraf ve video arşivim de bulunmakta. Umarım onları da güzel bir şekilde aktaracak projeler gerçekleştiririm. Üniversitelerde gençlerle, dernek ve vakıflarda geziden hoşlananlarla buluşmak ve bu tip bir deneyimi paylaşmak istiyorum.

Son Sözler...

Mekân, durum ve etkinliklere ilişkin yorumlarımın öznel değerlendirmelerim ve öz duyumsamalarım olduğunu altını çizerek belirtmek isterim.

Bu dünya, hangi açıdan ve hangi yaklaşımla baktığınıza bağlı olarak pek de küçük değil. Ayrıntıya dalarsanız tümünü bu etkinlikle kucaklamaya ömür yetmez. Güney Amerika’nın dört ülkesini yaklaşık dört ayda gezerken bunu yaşayarak gördüm.

Bu kitabın bir başlangıç olmasını umuyorum. Benim sonraki gezilerimin habercisi, sizlerin gezilerinin destekçisi olarak.

Şimdiden hepinize keyifli okumalar ve gezmeler.

Günleriniz güzel geçsin.

Geze kalın.

05 Temmuz 2013 - 01 Şubat 2014

Ortaköy-İstanbul, Yenimahalle-Ankara, Ayvalık-Balıkesir, Lapseki-Çanakkale

< Anasayfaya Dönüş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir