FLORES…

Belirleyici Özetim…

  • Yerlerim; Labuan Bajo, Ruteng, Aimere, Mona ve Ende, Bajawa, Riung.
  • Turistik: Wae Rebo Köyü, Bena, Kelimutu Milli Parkı, Komodo Mili Parkı ve canavarı (ejderi), Dalış (Yanardağ tırmanışları da var ama ben yapmadım)
  • İletişim: İngilizce Bilinmemesi sonucu mide ağrısı yaratan iletişim zorluğu,
  • Halka İrtibat; Güleryüzlü yerel halk (Labuan Bajo dışında), fakirlik, temizlik eksikliği
  • Duygu: Zamanla sinire dönüşen pahalı turizm arsızlığı,
  • Dalış (Scuba) ve Snorkel; Mükemmel Dalış Noktaları ve akıntı dalışları Avustralya’dan daha canlı sualtı,
  • Her tusistik etkinlik pahalı,
  • Tutulmayan sözler, uyulmayan zaman planlamaları, delirten İngi-donezyaca…
  • Gördüm ve deneyim yaşadım ama “Ayrıldığım için daha mutluydum”…

Uzun Hikaye İsteyenler buyursun…

Flores bir gezgin dostumun önerisi üzerine geldiğim ada. Bali’den yaklaşık 1 saatlik uçuşla Labuan Bajo yerleşkesindeki “Komodo” Havaalanına ulaştığınızda Flores’tesiniz. Havaaalnından şehre ulşamayı standart tarifeye bağlamışlar. Kasabaya-Şehre taksi ücreti 50.000 Rupi (13,5 TL). Fiyata bakıp ucuz demeyin Labuan Bajo’daki her etkinlik ve ödediğiniz para Endonezya standardının çok üzerinde olacak. Grab, My Blue Bird veya Uber uygulamaları hak getire. Kısmi Labuan Bajo soygunu burada başlıyor. 

Bali Denpasar’dan kalkan NAM Air standart bir uçuş hizmeti sundu. Gecikme olmalı. (mümkünse Lion Air’den sakının! Gerçek bilgidir.) Bali’den tamamiyle farklı Anadolu’nun eskiden hafızamda kalan kasabası gibi bir yere gelmiştim. Çinko damlı gecekondu tipi evler, tek büyük ana cadde, bir sürü dalış kulübü, pejmurde iki tane eczane, yerel lokantalar, bir iki turistik mekan, liman, balık pazarı, sıcak ve nem…

Komodo Dragon Hostele yerleştiğimde sersem gibiydim. Köy doktoruna 30.000 Rupiah verip muayene oldum. Üst solunum yolu enfeksiyonu olabilir vs dese de asıl sorun sıcak ve yorgunlukta ortak olarak karar kıldık. İlacı da bol bol su oldu. Endonezya’da parlak bir yemek alışkanlığı ve imkanı bulmak zor. Herşey kızartma ve bizim damak tadımızı bile zorluyor. Üstelik acıdan kaçınmazsanız acı verici olabilir 🙂 Salata aradım ama bizim sistem yok burada. Akdeniz usulü salata da diğerlerine göre epey pahalı ve tipi de evde yediğimiz gibi değil genelde. Neyse Flores ücra bir yer zaten.

Ciao Hostel…

Adada en hoslandığım yer İtalyan Alex’in sahibi olduğu Ciao Hostel oldu. Fakirlik ve Endonezya pratiklerinden uzaklaştığım evimdi orası. Alex de sevgi dolu ve akıllı bir gezgin. Allah yardımcısı olsun. Para kazanıyor belki ama Endonezyya’da ya da Labuan Bajo’da sorunsuz bir hayatı sürdürmek mümkün değil. Ciao Hostel yüksek bir yokuşun kartal görünümlü mevkisinde olsa da buraya göre zamanında denilebilecek bir shuttle hizmeti ile kesinlikle bir cennet. Geceleri 21:00’da o günkü oylana sonunda gösterdikleri filmler de ayrı bir zevk. Köpük armut koltuklara  uzanıp film dünyasına daldığınız zevkli ortam.

Hava…

Eylül ayı idi ama nem ve sıcalık benim canımı sıkacak yoğunluktaydı. Ciao Hostel’in klimalı dormitory’lerinde nefes alıyordum. Yine de öldürücü bir sıcaklık yoktu ama nemle birlikte zaman zaman zorlayıcı oluyordu.

Bu adada 3 temel şey yaptım. Adanın iç taraflarını (3/4’ünü) 8 günde tuttuğum arabayla gezdim, Scuba dalış yaptım, Komodo Ejderini ziyarete gittim. Arabaya günlük 500.000 rupiah (133 TL) fiyata tuttum. Yanında ödül mü ceza mı anlayamadığım iki kişiyle beraber.

8 Günlük Ada Turu (Komedi Dans Üçlüsü gibi bir Grupla Garip Yolculuk)…

Hemen 8 günlük gezi kısmına gireyim. Motorsiklet/scooter’a uzak durduğumdan araba kiralamayı seçtim. Ama en kısa zamanda motor ve scooter kullanmayı öğrenmek istiyorum. Asya’da onlarsız hayat eksik, yavaş ve pahalı olacak gibi.

Yerel halka sohbetle ucuz mu ucuz bir araba bulmuştum. Hatta bir de şöförüm olacaktı. Buraya kadar herşey havalı gözükse de 8 gün içinde canım çıktı. Komik veya daha doğru tabirle traji-komik bir gezgin hikayesi oldu bu 8 günlük Flores turu. Ucuz etin yahnisi misali çok zahmetli ve harcadığım enerji açısından çok yorucu oldu. Eğer turist olsaydım bu 8 günde delirirdim. Bu yaşadıklarıma değişik bir deneyim diye bakıyorum. Şöför iyi hoştu da bir kelime İngilizcesi yoktu. Sadece “Bahasa Indonesia” yani Endonezya dilini biliyor. Adam mimikten falan anlıyor ama anlaşmak bir soru sormak mümkün değil. Şöför John (Johannes) nev-i şahsına münhasır, dik başlı, ince sesli,  30 yaşlarında, hafif komedyen gibi biri olunca maceraya tat kattı. Ama bu tat pek keyifli değildi. Onun yanına da bir tercüman verdiler. Jody “I am understand” İngilizcesiyle gerçek anlamda ingilizce anlamayınca tadından yenmez zorlukta 8 gün başladı. Güzel ve çok farklı ama herkesin yaşamak istemeyeceği bir deneyim oldu. “Ben üstesinden gelirim” dedim içimden. Zaten bu adada doğru düzgün hizmet için buranın ölçüsünde aşırı paralar ödeyeceksiniz ve muhtemelen aldığınız rehberlik hizmeti de devşirilmiş ve yılışık İngi-Endonezyacasıyla derinliği dizkapak adalarında olan bir rehber olacak. Kısaca, yapacak şey çoktu, kaliteli hizmet olmayacağını anlamıştım ve zamanım değerliydi. Bu ülkede 30 günüm vardı. Çünkü Endonezya’ya girişte para ödemezseniz 30 gün süre sonunda ülkeden ayrılmak zorundasınız.

Legendery Trio “C”…

Ne bileyim ben şoför denenin Carpenter (Marangoz), rehber-tercüman denenin yerel turist teknesinde Cook-Chef (Aşçı) olduğunu. Üç tane “C” olarak buluşmuştuk. Herşey güzel başladı aslında. Yol kenarlarında durup köylülerin evleri önünde sohbet etmeye çalışıyor, kahve içiyor, badem yiyorduk. İngilizce desteği olmayınca Endonezyacam kendinden gelişmeye başladı. Hikayenin tümü kitap olur. Binbir türlü saçmalık, zorluk, yol bulamama, hiç bir yere hava kararmadan varamama, yanlış yol seçimleri ile zaman kaybı, laftan anlamayanların yarattığı bir sürü zorluk. Kelimutu Milli Parkında gündoğumu için en geç 04:00’da Mona’dan ayrılmamız gerekirken 50 dk geç kalmalarıyla masterpiece yaptılar ama zaten bekliyordum. Sağolsunlar. Aslında ellerinden geleni yaptılar. Yoruldular şaşırdılar. Onlar için de çok değişik bir deneyim oldu. Hayatlarında beni nasıl hatırlarlar bilemem ama 8 günün sonunda hepimiz bitiktik.

  • First Supper. Welcoming Lunch of Legendary Trio...

Flores Adası içinde bu şekilde insan gezdirmeye dayalı bir deneyimleri de olmayınca, onlar bana rehberlik edeceğine  ben onlara Flores’i gezdirmeye başlamıştım. Oldukça fakir dostlardı bu iki kafadar ve adada böylesine bir tur yapmamışlardı hayatlarında. Birçok yere benimle birlikte ilk olarak gittiler. Kabaca ekip ve yaşadıklarım bu oldu.

Bir türlü ulaşamadığımız “Wae Rebo” Geleneksel Köyü…

Yola çıkmadan bir plan yapmıştık ama legendery trio C ekibi kendi kaderini çizdi. Önce “Wae Rebo” yerel köyüne gittik. Gitmeye çalıştık daha doğrusu. Köye tırmanılacak dağın önüne gelmeden hava karardı ve köyde geneneksel çadır evde kalma hayalim suya düştü. O gece yarısı bulduğumuz iptidai köy pansiyonunda uyudum. Ertesi gün Wae Rebo’ya tırmanmak 3 saat aldı. İnmek 2 saat. İki bütün gün dağın tepesindeki bu güzel köye ulaşmakla geçti yani. Diğer iki “C” yoldaşım 3 saat benle dağa tırmandıklarında ölüyorlardı. Dil olarak çok fazla anlaşamasak da “Bu adamla Sekiz gün nasıl geçecek?” kaygılarını ifadelerinden anlamak zor olmadı.

Müslümanlar ve Katolikler Flores’de Elele…

Flores renkli bir ada. Endonezya geneli müslüman olsa da bu adada Katolik çoğunluk var. Gezdiğimiz her yerde camiler kiliselerle iç içeydi. Endonezyalı olmak ortak parantezinde görünümde sorunsuz bir yaşantı var. İç resmi (röntgeni) bilemiyorum.

Yollarda Padang, Wakung gibi genel ismi olan yerel restoranlarda yedik. Sudan ucuz oluyordu ama bu tip restoran görüntülerini turist olanlara önermem. Ben hala hayattayım. 

  • Coffee bean separation

Hikayenin devamı ve yazamadığım ayrıntılar oldukça uzun. Ne olacak ki gezgin hayatı. Her an etkinlik ve her merhaba bir hikaye. Kitap olacak belki de. Okunmadığını bile bile kitap yazmak da başka bir durum. Neyse diyelim ama özetle;

  • Mecalimi tam anlamayan iki C arkadaşla dostça ama limitli iletişimle olabildiğince yazının başında yazdığım her yeri gezdik. Ya da gezemedik, çünkü ne kadar yanlış zamanlama varsa hepsinin altına “Trio C” imzasını attık.
  • Yoruldum, insanları inceledim, fotoğraf ve Video Çektim.
  • Bolivya’dan aldığım çakımı kaybettim,
  • Kelimutu Milli Parkındaki göllerin rengine hayran kaldım,
  • İnsanlarla sohbet ettim, 
  • Yoruldum,
  • İnadına mutluyum. 🙂 (Göztepe misali)

Sevgiyle kalın, mümkünse gezekalın, görüşmek üzere…