Java Adası’daki yolculuğuma dünyaca ünlü Borobudur ve Prambanan tapınaklarının bulunduğuYogyakarta’dan başladım. Flores’ten NAM Air ile olan uçuşum Bali Denpasar bağlantılıydı. Bali’de son günlerde etkinleşme emareleri gösteren yanardağ yüzünden seferlerde aksamalar oluyordu. Flores’ten bir an evvel ayrılmak istiyordum ve Bali-Yogyakarta bağlantısını kaçırabilirdim. Ancak hiçbir tedirginlik duymadım. Gezgin gençlerle sohbet muhabbet etmeye daldık. Uçak 45 dk gecikmeli olarak kalktı. Ancak diğer uçağı kaçırmam muhtemeldi artık. “Ne yapalım?” diye hostese sorduğumda gülerek “Yogyakarta’ya bu uçak gidecek siz uçakta bekleyeceksiniz” dediklerinde Flores’in beni sıkan havası dağılmıştı…

YOGYAKARTA…

Biz Yogyakarta desek de Endonezyalılar “Cogcakarta” olarak söylüyorlar. Onlara uyarak devam edersem Cogcakarta Bali’den de Flores’den de farklıydı. Bu farklılık daha ilk andan belli olmuştu. Çok daha temizdi etraf. İnsanlar daha cana yakınlardı. Grab uygulamasıyla tuttuğum taksiyle ayarladığım otele geldim. Otelin yakınındaki bir sokakta güzel bir restoranda akşam yemeğini yedikten sonra hemen uykuya çekildim.

Genelde sabahları çok erken kalkıyorum seyahatte. Öyle uzun saatler boyu yatakta geçecek vakit yok zaten. Sabahın o erken saatlerinde gittiğim yeri hiçbir bilgi olmadan yerel halkın güne başlama telaşını izleyerek dolaşmayı seviyorum. Otelden çıkıp biraz yürüdüğümde yerel bir kapalı pazar yerine rastgeldim. Tezgahları, satıcıları ve alışveriş yapanları izleyip anıları kaydettim. Artık Bahasa Endonezyacadan da biraz anladığım için sabah selamlaşmaları, fiyat sorma derken güzel bir sohbet aurasında dolaştım Yogyakartanın bir yerini. Muz, portakal ve su alıp otele döndüm.

İç ses ve tavsiyelerle şekillenen programlar…

Otelde ranzalı, çok yataklı bir odada kalıyordum. Herşey tertemiz fakat nemliydi. Nemli yatak çarşafı hiç sevmem ama neticede her yerde her şey dört başı mamur gönlünüze göre olmuyor uzun seyahatlerde. Odadaki gençlerden biri olan Bali’li aydın insan Mahadi, Cogca gezim için tüm mantıklı anlatımları yaptı. Zaten tüm geziyi bu tür insanladan aldığım tavsiyeler yönlendiriyor çoğunlukla. İç sesime ve insan tanıma duyguma göre bazısının dediklerini harfiyle uyguluyor, bazının yap dediğinden uzak kalıyorum. Tavsiye verenin durumu çok önemli. Bu kadar uzun süre değişik yerlerde gezme deneyimi olunca genelde kim kimdir, neyi tavsiye eder anlıyorsunuz zaten. Ya da hissediyorsunuz diyim. İşte bu noktada ve her noktada o iç sese uymayı öğrenmeli insan. Her şeyde olması gerektiği gibi iç ses esas. Zorlanarak veya istemeyerek yaptığınız herşey zararlı.

Kahvaltıda yan masadan laf atan sarışın arkadaşla konuşmaya başladık. O da yeni geldiğini vs anlatırken dolaşmaya birlikte çıkmaya karar verdik.

Sultanın Evi “Kraton”,

Kahvaltıda tanıştığım Polonyalı Konrad ile önce sultanın evini gezdik. “Kraton” adı veriliyor buraya. Aradaki ulaşımları Grab veya Über’le yaptık ki diğer taksi ücretlerinin yarısından da az. Bir iki müze gezisi, Water Palace derken gün sona erdi. Bir sonraki gün için Borobudur ve Prambanan tapınaklarını içeren tur satın aldık.

Sultan Parantezi…

Siyasal parti sistemi olsa da Cogcakarta’nın yüzyıllardır sultanları var. Devir değişiyor ama Yogyakarta’da sultan varlığı hala devam ediyor. Özerk değil ama hala bir monarşik düzen devam etmekte. İlgilenenler için ilave okuma ödevi: https://en.wikipedia.org/wiki/Yogyakarta_Sultanate

  • In the cockpit from Denpasar, Bali to Yogyakarta...

Borobudur…

9. Yüzyılda inşa edilmiş heybetli bir Budist tapınağı Borobudur. (https://en.wikipedia.org/wiki/Borobudur)

  • Sunrise near Borobudur

Prambanan…

Prambanan da 9.yy dolaylarından kalan bir Hindu Tapınağı. (https://en.wikipedia.org/wiki/Prambanan)

  • Coming to Prambanan...

Tapınak gezileri sonrası saat 16:00’da arkadaşım Bora Çiftçi’nin arkadaşı Ayten’in çağrısı üzerine daha Endonezya’nın ilk günlerinde bir ziyaret yapmayı planladığım Semarang’a giden minibüsteydim. Minibüs yeni ve rahattı. Ön koltukta oturma ricamı kırmayan gençe teşekkür ediyorum. Ön koltukta etrafı izleyip belgesel çekimlerime devam edecektim. Ama ne mümkün gök delindi yola çıktıktan 15 dk sonra. Ben böyle bir yağmur yağışını çok az gördüm. İki saatten fazla başımızdan aşağı kovalarca su döküldü.

 

Semarang…

4 saatte Semarang’a geldik. Öyle yerler ki buralar, neredeyse hiç yerleşim bitmeden sürekli ev, köy, kasaba, şehir görüntüleri eşliğinde ilerledik 4 saat boyunca. Bu görüntüler ise Anadlu kasabası kıvamından tutun, büyük şehir caddeleri karışımı manzaralarla ilerliyor. Semerang’a gelirken kocaman otobanları ve ışıklandırılmış yolları görünce “Burası da mı Endonezya?” demekten kendimi alamadım. Flores’in bitap hali ile tam bir tezat teşkil ediyordu bu modern yollar.

Semarang’da beni evimde hissettiren Ayten ve Robert’a teşekkür ediyorum. 3 gün için gezginlikten çıkıp ev hayatına dönüş yaptım. Evin çocukları Emiliy ve Richard’ın okuldaki gösterilerine katıldık. Ayten ile şehirde bir tur attık, Rob gelince de kendimizce gecelere aktık. 🙂 Üçüncü günün sonunda tekrar gezgin hayatıma dönerek Jakarta’ya gitmek üzere havaalanına geldim.

  • Semarang...