MYANMAR

(Önceki ismi; BURMA)

MYANMAR bu gezideki 7. ülkemdi. Myanmar duraklarım;

  • Yangon (eski Rangoon)
  • Bagan
  • Inle Lake
  • Mandalay

Myanmar’a Geliş…

Eskilerin Burma olarak bildikleri Myanmar’a Ocak 2018 ayının sonunda geldim. Yangon ya da eski adıyla Rangoon denen şehir hastalanmam nedeniyle ilk ve mecburi bir uzun durak oldu bana.

Myanmar renkli bir ülke. Sanırsınız ki İngiliz Koloni yöneticileri iki hafta önce ülkeyi terk etmiş. Tüm eski alışkanlıklar, binalar ve görüntüler yerli yerinde. Tipik hasır şapkalar, bisikletli taşıyıcılar, nehir üzerinde eski tekneler, sokak tezgahlarında satış yapanlar, yol üstü kahveleri, tüm sokaklarda dolaşan lağım fareleri… Eski görüntüye tek aykırı olan modern arabalar, yeni oteller ve restoranlar.

YANGON…

Bangkok uçuşu sırasında 60’lı yaşların ortasındaki Fransız Duc ve 40’lı yaşların ortasındaki partneri Emanuelle ile Yangon’a ulaşmıştık. Pasaport kontrol sırasında başlayan sohbetimiz kalacağımız yerlere birlikte taksi tutmak ve ertesi gün şehri birlikte gezmek kararıyla noktalandı.

Bangkok’dan gelirken sürekli bir öksürük vardı. Uzun süreli gezinin verdiği yorgunluk, sıcak iklimde aşırı terlemem, hostel klimasının fazlaca soğukluğu deyince bir türlü tam sağlığıma kavuşamamıştım iki haftadır. Yeni dostlar heyecan katsa da Duc ve Emmanuel ile yapacağımız ilk günkü Yangon gezisinde zorlanacaktım. Sonrası da iki haftaya uzayan bir hastalık, hastahane, antibiyotik kullanma, zorunlu dinlenme süreci olacaktı Myanmar’daki ilk anılarım.

Yangon’da Motorsiklet Yasak…

Yangoon motorsikletin yasak olduğu bir kent. Güneydoğu Asya’da böyle başka bir kent olduğunu sanmıyorum. Motor görmemek Güney Asya’daki yaygın scooter ve motor kullanımını düşününce oldukça farklıydı.

“Circular (dairevi)” Şehir Turu ve Fransız Dostlar…

İlk gün Fransız dostlar Emanuelle ve Duc ile güzel bir güne başladık. Yerel trenle “Circular Tour” adı verilen sudan ucuz,istediğiniz kadar inip bindiğiniz şehir turu çok keyifliydi. Aynı günün akşam üzeri dünyanın en önemli Budist tapınaklarından Schewedagon tapınağını gezdik.

Gece de gezginlerce meşhur Yangon’un Chinatown 19. Cadde’deki sokak restoranlarının birinde yemeğimizi yedik. Artık iyiden iyiye yorulup tükendiğimi hissediyordum. Yemekten sonra hostelime döndüm. Ancak pilim bitmiş yorgunluk ve hastalık beni yatağa doğru çekmişti. İki hafta sürecek hastalık macerası başlıyordu.

Hastalıkla Boğuşma İçinde Geçen Günler…

Uzun süredir devam eden yorgunluk hali metabolizmamı iyice aşağı düşürmüştü. Kesilmeyen öksürük ve ter ardından gelen ateş ile birleşince kabus gibi bir hafta geçirdim. Önce kendi gezgin çantamdaki paracetamoller ile iyileşirim sandım ama nafile. 3 gün sonunda hastanelik oldum.

Üniversite-eğitim hastanesi gibi çalışan “New Yangon General Hospital” ilk durağım oldu. Hastane kapısında ne yapacağımı sorduğumda şaşırıp beni ilk müracaat ve acil odasına götürdüler. Orada benim şikayetlerimi dinleyen hastaları ilk karşılayan genç doktor kadın İngilizce olarak şikayetlerimi dinledi. Myanmar vatandaşı gibi bir hasta defteri çıkarttılar bana. Bu deftere ilk gözlemlerini yazdı ve beni göğüs kliniğine gönderdi. Hastahane görmesem de filmlerde izlediğim Afrika’da bir hastane izlenimi uyandırmıştı bende. Yerli bakımsız insanlar, eski taş koridorlar, açık camlar, eski pervazlar, çok bakımsız olmasa da eskilik hissinin derinden hissedildiği bir binaydı.

Klinik’te pratisyen hekimler çok güleryüzlüydüler ve anladığım kadarıyla bu hastahaneye yereller haricinde işlk kez gelen turist tipli yabancı adam bendim. İlgi yoğundu ben de iyi hissettim kendimi. Ancak onlar da ilaç olarak paracetamol ile tedavi etmeye kalkınca 3 gün sonra daha ağır bir halde yeniden aynı hastanedeydim ve bu sefer antibiyotik almadan terketmedim.

Hastalığım esnasında bir kapsül hostelde kalıyordum. Çok ucuz ama bir o kadar da bu tür bir hastalığın iyileşmesi için yetersiz bir yerdi. İşleten gençlerin sevecenliğine karşın tek başıma kalacağım bir odanın olduğu bir aile otelinin en alt katındaki tek yataklı temiz odamı tuttuğumda psikolojik olarak hdaha iyi hissettim.

Geçmeyen hastalık için hastaneye gidip bu sefer daha da ısrarcı olarak ciğer filmi, tükürük kültürü ve kan testlerini yaptırdım. Herşey düzgün çıktı. Başka bir tip antibiyotik verildi. Bu antibiyotik güçsüz vücudumu ishal ile birlikte darmadağın etti. Derhal bu antibiyotiği kestim. Halsiz olsam da yavaş yavaş düzelmeye başlamıştım. Daha sonraki günler tek kişilik eski otel odamda kendime gelip güçlenme çabasıyla geçti.

Bu hastalık esnasında whatsapp ve messenger uygulamalarından takip eden gezgin arkadaşlarım ve dostlarım bana büyük destek oldular. Yataktan sadece yemek yemek ve bir iki adım atıp atıl kalmamak için kalktım. Yaklaşık iki hafta sonunda toparlandım ama bu değişik şehre istediğim kadar keyifli zaman ayıramadım.

Myanmar ve Laos gezilerini bitirip bir an önce Türkiye’ye dönmek istediğimden daha fazla oyalanmadan Bagan’a giden ilk otobüse bilet aldım. Yangon’dan ayrılırken tam iyi olmasam da gezmenin güdüsü, büyüsü ve masalsı Bagan’ı görmenin heyecanı ile kendime gelecektim.

İki hafta hasta yatınca maalesef güzel fotoğraf çekmek için yeterli enerji, zaman ve meknı bir araya getiremedim. Tüm enerjimi iyileşmeye kullandım. Hatta neredeyse Türkiye’ye geri dönüyordum. Bereket enerjimi son bir gayret topladım ve bu güzel ülkeyi kendimi zorlayarak da olsa gezdim.

 

“Schewedagon” Tapınağı…

Schewedagon Budizmin en önemli tapınağı. Bazı kişiler Budistlerin Vatikan’ı veya Kabe’si diyorlar bu tapınak için. Bu tapınağın görünümü ve etrafın en keyifli görsel izlenmesi ; ya sabah gündoğumu öncesinden itibaren ya da gün batımına yarım saat kala orada olmakla mümkün. Fotoğraf çekmek için de bu zamanlar ideal.

Ortamdaki rahipler, parıl parıl göğe yükselen pagodalar, ara ara duyulan çan sesleri, tütsü kokuları, çıplak ayakla gezme ilk aklımda kalanlar. Güzel ve etkileyici bir tapınak Schwedagon.

 

 

BAGAN…

Yarı hasta olarak otobüsle yaptığım 10 saatlik uzun ve yorucu gece yolculuğuna rağmen gündoğumu öncesi ulaştığım BAGAN’da kendimi daha iyi hissediyordum. Hemen hostelime yerleştim ve ilk gün gezmeye başlamadan evvel biraz istirahat ettim. İlk gün yakın yerlere yürüdüm. Ancak Bagan son derece geniş alana yayılmış neredeyse irili ufaklı binlerce tapınapğa sahip bir bölge. O yüzden yarım gün bile olsa elektrikli bisiklet kiralayıp en yakın tapınakları ilk gün dolaştım. İlk andan itibaren Bagan içime bir ferahlık veren bir yer oldu.

Bagan gibi masalsı ve her daim buğulu veya sisli gibi gözüken bir bölge. 8 ila 13. yüzyıllar arası en debdebeli dönemini yaşamış Bagan, ufaklı büyüklü pagodaların yer aldığı tapınaklarla dolu. Bu uçsuz bucaksız gibi görünen bölgede kendimi bir masal ülkesinde hissettim. Elektrikli bisikletimle özgürce kendi plan ve hislerime göre oradan buraya gittim.

Elektrikli Bisikletsiz Bagan Düşünülemez…

Çok güzel birşey bu. Tam şarj ile günde 40 km yolu rahatça yapıyordu benim kiraladığım bisiklet.

Bisikletin verdiği özgürlük duygusuyla birlikte pedal çevirmeden scooter tadında yol almak bu coğrafyada paha biçilmez bir zevk ve kolaylık. Bagan’ı da sevdim, elektrikli bisikletii de.

 

 

Bir sürü harika insanla tanıştım, konuştum, yemek yedim, sohbet ettim (bazısıyla söz bazısıyla gönülle). Yüzlerce tapınak ziyaret ettim desem abartı olmaz. Tapınaklarda gördüğüm yüzlerce detay oldu. Tapınakların tümü de benzer mimari yapılarda ama hepsi ayrı bir ruha sahip özgün yapılardı. Her tapınağın bir hikayesi var. Roman olur bu deatylar. Bagan’daki görüntüler peri masalıydı benim için.  

 

 

Bu fotoğraf göstericilerde belki cep telefonlarında sorun yaşıyor olabilirsiniz. Foto gösterici alt uygulamaları daha keyifli ve kolay izlenebilir hale getirceğim. Özellikle bu konuyu talep eden Selçuk dostuma ve okuyan takipçilerime bu işlem maddesini açık bıraktığımı bildiriyorum. “Meta Slider” kullanıyorum. Daha iyi bir “slider” için önerisi olan varsa almaya hazırım. Bunlar da Bagan’dan son fotoğraflar.

 

INLE LAKE…

Inle Lake gezginlerin başka bir sabit noktası Myanmar’da. Elbette gezgin ve turisti yan yana anınca aç gözlü turizm işletmeleri ve yılışık turizmi de onun yanında görmek şaşırtıcı olmuyor. Inle Lake de bundan nasibi almış bir uzak rota. 

Ben de her gezgin gibi buralara kadar gelmişken not defterimde Inle Lakle’e çentik atmadan, burada yapılması gerekleri es geçmeden dolaştım bu tatlı mekanı. Belki turistik ama yine de bölgedeki yaşam devam ediyor ve bu paralı sabit tur ve geziler de Myanmar’daki yüzen adalar ve göl bölgesindeki yaşamla ilgili bir çok fikir veriyor.

Özellikle şehrin merkezindeki kanalın kenarlarında veya üzerindeki ufak iskelelerden kalkan yerel uzun tekneler sizi alıp güzel bir günlük tura çıkarıyor Inle Lake’de. Harika bir günü bu gölün civarındaki çeşitli duraklara bu tekneyle giderek yaşayabilirsiniz. Tapınaklar, ufak yüzen adalar, pazar yerleri ve ufak yerleşimler… Inle Lake fotoğrafları aşağıda.

 

 

“Uzun Süreli Seyahat” üzerine düşünceler ve onun ardındaki felsefe…

(Kısım 1)…

Bu uzun süren Güney Asya gezini bitirmeye yönelik bir duygum var. Avustralya’da gezerek geçirdiğim 2 ayı da eklediğimizde 9 aydır yollarda olacağım bu geziyi bitirdiğimde. Bu en uzun gezim oldu. Böyle bir gezi birçok şeyi bitmeden daha yoldayken bile sorgulamanıza neden oluyor. Belki bazılarına garip gelecek ama hayatımda çok özel olan burnumda tüten yerler ve insanlar için derin özlemler taşımıyorum. Elbette ki onları görmek beni çok mutlu edecektir ama yolda olmaktan sıkıldığımı ve büyük özlemler duyduğumu söylemek mümkün değil. O yerler kadar bu gezdiğim yerlerin de beni gezegenimin içinde ve bana ait olduğunu hissediyorum. Bu büyük gezegen benim evim, nasıl ki diğer yaşayan canlıların ise. Gerçekten bu şekilde hissediyorum.

Gittiğim yerlerde insanlarla iletişimde olmayı seviyorum. Yerler sadece değişen sahneler benim için. Bozulmamış denilen plajlar, UNESCO insanlık mirası yerler, bir yanardağ, bir buzul veya bir tapınak nihayetinde turistik bir nokta haline gelebiliyor. Onları görmek, dokunmak elbette çok güzel olabiliyor. Ancak insani temas olmaksızın bu yerler bana kalıcı mutluluklar veremiyor bir noktadan sonra. 

İnsani temasda bulunduğum yerlerde bir sürü şey yaşasam da ölümlü dünyada 80 yaşındaki annem ve 85 yaşındaki babamı uzun bir aradan sonra görmek, onların yanına dönüş için başka bir motivasyonum. Kalbimi çalan biri de geri dönüşü hızlandırıyor bu sefer.

Gezi benim yaşam biçimim olmaya çok yakın artık. Yani sadece gezerek yaşamak. Hala geçmişle ve kalıcı bazı değerlerle bağlantılarım var. Ancak gezmenin ve gezgin olarak yaşamanın da bir sürü formu var. Onları düzenleyerek hayatımı devam ettireceğim. Bu hayat bana hem zevk verdi hem de çok şey öğretti. Herkese göre değil gezgin olmak. Okuması, dinlemesi, izlemesi keyifli olabilir ama yollardaki şartlar hele de uzun süreli geziler o denli kolay şeyler değil. Artılar ve eksiler var her yerde olduğu gibi.

Bir de uzun süreli gezi son derece fazla sayıda anı, fotoğraf, düşünce, duygu birikimi demek. Bunları biraz durup demlemezseniz unutulmaya çok meyilliler. Rahatladığım bir ruh haline girip bu anıları kendimce demlemek istiyorum. Neredeyse 3 yılı masaya yatıracağım. Aslında her gezide ne kadar yaşadıysanız onu masaya çoktan yatırmış oluyorsunuz. Artık ruhsal arkeologlug mu dersiniz ameliyat mı ya da terapi her neyse. Hayat yolculuğumda bu duruşa biraz ihtiyaç var. Kısacası bir süre duracağım, durabilirsem.

 

MANDALAY…

Mandalay’a ulaştığımda Inle Lake’de birlikte gezdiğimiz sevgili Brezilya’lı Vanessa ile aynı hostel’de karşılaştık. Onun da benim de kısa zamanımız vardı ve Mandalay’ı hızlıca birlikte turladık. Çılgın genk kadın 24 yaşında ve hamile haliyle, motorun arkasında gezceği bir gezi planlamıştı ben de ikinci motorcunun arkasında oturup dolaştım Mandalay’ı onlarla. Çok zevkli oldu. Birçok tapınağı ve Mandalay’ı birlikte dolaştık.

Vanessa ayrıldıktan sonra meşhur U-Bein köprüsünden yürüdüm, günbatımını orada fotoğrafladım. Kesinlikle çok hikaye var bu güzel ülkede.

Yorgunluktan helak olmuş biçimde Mandalay havalimanına giderken bir ülkeyi daha gezebilmiş olmanın mutluluğu içindeydim.

 

 

Sevdim bu ülkeyi ben. Kesinlikle yeniden gelmek gerek.

Görüşmek üzere Myanmar!