Bali'de son gezdiğim yer olan Ubud ile ilgili fotoğraflar kısa ve genel bir Bali değerlendirmemin hemen sonunda yer alıyor.

Bali hakkında kısa değerlendirme...

Endonezya'nın her adası birbirinden farklı özelliklere sahip. Bu yazıyı Flores adasında geçirdiğim iki hafta sonunda yazıyorum. Bali mimari olarak Flores ve daha sonra gideceğim Java Adasındaki Yogyakarta ve Semarang'dan değişik(miş).

2017 yılı itibarıyla global hastalığa kurtulamaz biçimde tutulmuş dünyada cennet mekan bekliyorsanız bulmanız çok zor olacak emin olun. Global kolaylıklar ve turizm varsa yılışık ve oturmamış turizm azgınlığıyla bir şekilde temas ediyorsunuz.

Bali'ye dönersek;

Bali'de Hindu ve Budist inanışın kendi mimari yapıları her yerde var. Hangisi ev hangisi tapınak pek anlayamayacağınız ama birbirine benzeyen bir sürü yapı var Bali'de. Buranın ayrı havasını da bu veriyor zaten. Kapı girişlerindeki korkutucu figürler evleri ve tapınakları kötü ruhlardan koruyormuş. Dantela gibi heykeller yapılar her yerde. 

Güney Bali turistik. Kuzeyi daha farklı otantik açılımlara sahip. Yine turistik olan Gili Adaları ve hemen yanındaki Lombok da turistik yerler. Bunu maliyet açısından söylüyorum. Ülke kısmen ucuz ama turizm işin içine girince bir samimiyetsizlik ve klasik kapitalist ve sevimsiz global yaklaşımlar sizi kucaklıyor. Flores'de yaşadıklarım tamamen farklı ve traji-komik değerlendirmelere sahip olacak.

Yine de Bali'de sessiz ve sakin mekanlar bölgeler bulmanız mümkün. Ben bu kez Seminyak'a gitmedim. Oranın da turistik ama daha güzel olduğu söyleniyor.

Denpasar, pek turist işi değil. Gezgin ve halk içi kültüre pek açık değilseniz sizi açmaz. Yine de ucuz kalma seçeneği ve 1-2 günlük tecrübe için tadabilirsiniz. Deniz de yok. İç mahalle.

Kuta, cıvık cıvık insan kaynıyor. Plajları tertemiz olmasa da dalgalı okyanus deniz keyfi yapabilirsiniz.

Ubud, daha güzel benim için. Otantiklikle beraber sakinliği de yaşayabileceğiniz yerler var. Klasik prinç tarlaları önünüzde uzanan yerlerde kalmanız mümkün. Bana huzur verdi. Sevdim Ubud'u.

Aslında yazılacak ve paylaşılacak yüzlerce konu var ama bu kadarı şimdilkik yeterli olsun. Fırsat olursa yüzyüze konuşuruz.

Şimdi Ubud günlerimi aşağıda görebilirsiniz.

 

Ubud...

Ubud'daki hsotelde biraz dinlenme olanağı buldum. Kısaca burada geçirdiğim 4 gün içinde yaptıklarımı listeleyim. Bu gönderi fotoğraf ağırlıklı olacak. Balayı gezilerinin yükselen mekanı olmuş Bali. İkinci yeni evli Türk çift, Burcu ve Caner'le de monkey Forest'da karşılaştık. Akşam da güzel bir sohbet. Onları instagramda "dogadabircift" ismiyle bulabilirsiniz.

Bali'de Ulaşım...

Gezginlerin çoğu Bali'de scooter kullanıyor. Ben iki tekerlekli aletlere uzak mesafemi burada da sürdürdüm. Hele bu kaotik görünümlü trafikte denemek bile istemedim. Hele hosteldeki Japon kız ilk defa kiraladığı scooter ile bahçedeki çardağa yıkıp devrilince bu işin yeni başlayanalara uygun olmadığını düşündüm. Bana da GRAB ile taksi kiralamak veya el yordamıyla yerellerle pazarlık vs Allah ne verdiyse yapmak kaldı. Kısa süreli gezecekseniz taksi uygun çözüm ama scooter esas.

Ubud'da Monkey Forest, Bali Dans Gösterisi, Tegellagang (Prinç terasları), Tirta Empul ve Gau Gajah Tapınağı.

  • Hostel Terrace View

06-08 Eylül 2017, (Bali) Kuta...

Öncelikle İlk yazıma ilginize çok teşekkür ederim. Çok mutlu oldum sizlerden aldığım yorumlara. Ancak yolda iken bulunulan yerde zaman kıymetli. Öğrenmek, biraz dinlenmek ve yazmak zor olabiliyor ve birşeylerden feragat istiyor. Sizlerle iletişimde olmak da ayrı güzel. Yorucu olacak ama yazmaya çalışacağım. Bu heyecanla hemen ilk iki günden sonra yaşadığım üç günü konuşalım sıcak sıcak. Bu yazı biraz detaylı olacak ama bir daha bu kadar detay yazamayabilirim.

Bu yazıyı yazarken biraz sersem gibiyim, hafıf hastalık hali gibi. Ne olduğunu tam anlayamadım. Çok kontrol etmeden yollayacağım, yazıdaki kusurlar ve sürç-i lisan için şimdiden affınıza sığınıyorum.

Kuta...

Denpasar'daki odamda eşyalarımı toplayıp Kuta'daki hostelime geçmek için ilk kez GRAB uygulamasını denedim. Tabii bunun için dün aldığımız SIM kart ve internet erişimi gerekli. GRAB Güney Asya ülkelerinin tümünde kullanılan bir taksi, araba ve bisikletle transfer sağlayan bir uygulama.

Bunun yanısıra GO-JEK ve BlueBird de yerel olarak kullanılan uygulamalar.

Grab Uygulamasıyla Taksi Kullanımı...

İlk kez kullansam da el yordamıyla çözdüm işi. Uygulamada gidilecek yer/adresi ve bulunduğunuz yeri girdiğinizde isim ve fotoğrafıyla taksiciyi ve aranabının cinsini size haber veryor. Ekranda arabanın nerede olduğu ve kaç dakikada geleceği de yazıyor zaten. Grab'de şöförle mesajlaşma, konuşma seçenekleri de var. Şöför yeri bulamayıp beni aradığında anlaşamadık önce, ben de Tarzan-Jane repliği tadında vücut diliyle sokaktaki lokanta esnafı kadına "taksi, talk, driver, here, address, ..." sözleriyle durumu anlatıp taksiciyle konuşturdum. Taksici gelene kadar sokak lokantacısı kadının tezgahından yaptığı yemeği denemek istedim. Yine el, kol hareketleri be gülümsemeyle; "çok değil, tadımlık" anlatımıyla bir iki kaşıklık denene yemeğini hazırladı. Biraz fıstık ezip üzerine biraz sos ve yeşillik katıp, hala ne olduğunu anlamadığım bir sebzeyle ezerek karıştırdı. Para teklif ettimse de güler yüzüyle "olur mu öyle şey" dediğini sanıyorum. Yemeği tadarken taksi geldi ve Kuta'ya yola çıktık. Yavan bir tadı var ilk günkü yemeklerin.

Taksi fiyatı sabitti (58.000 rupi=15 TL). Dün gece bu mesafeden daha az bir mesafeye ise 80 TL vermiştim biliyorsunuz. O da pazarlıkla fiyatı yarıya indirerek. Neyse, p000arayı ödeyip otele girdim. Sonuç; Mutlaka GRAB kullanın, Asya'ya gidecekseniz uygulamayı önceden yükleyin kafanız ulaşım konusunda rahat etsin. Unutmadan, UBER uygulaması da mümkün Bali'de.

Kuta...

Kuta fazlasıyla turistik bir yer. Turist ve esnaf dolu. Marmaris diyim anlayın. Kalablığı gece hayatını canlılığı sevenler için güzel. Ben burayı sadece görmek ve deneyim kumbarama atmak için geldim.

Saray gibi odadan sonra hostel koğuşuna gelmiştim ama şehrin tam kalbindeydim. Bu arada dorm'da benden başka 20 yaşında genç bir Endonezyalı delikanlı vardı ki onun kalben yakınlığı ile iki gün içinde oğlum olacaktı. (Bu arada "Dorm", 4-6 veya daha fazla kişinin ranzalı yataklarda uyuduğu hostel oda veya koğuşuna verilen isim. Dormitory (yatakhane) kısaltmasından mütevellit "dorm" diyor gezgin tayfası).

Zamanı kullanmak adına otelden ayrılıp yürümeye başladım Kuta sokaklarında. Hava sıcak ve nemliydi. Bali gezisi ve sanıyorum tüm Endonezya hatta Asya'da scooter kullanmak çok kolaylaştıracaktır. Ben ise hayatımda hiç yapmadığım bu işi burada da denemeyecektim. En azından Bali'de. O yüzden en yakın plajı sorup yürümeye devam ettim. Salına salına plajı buldum. Plaj boyunca uzanan o tapınak yapılı duvarların plaja açıldığı yerde devasa iki sütun arasından plaja girdim. Legian plajıydı sanırım. Denize kadar yürüdüm. Su "Crystal Clear" dedikleri cinsten değil ama ortalama üzeriydi. Dalgalarla buluşunca sağa dönüp Seminyak istikametine doğru kumsalda salınırken etrafı izliyordum. Plajda bir iki km yürüdükten sonra şezlongda uzanan bir çifte yaklaşıp yüzerken minik sırt çantam ve eşyalarıma bakmalarını rica ettim. Çok tatlı, genç Belçika Antwerp'de yaşayan İtalyan bir çiftti. Denizde epey oynadım. Yanımda günlük sörf dersi alanlarla sohbet ettim. Dalgalarda vücudumla sörf yaptım. Sahilde İtalyan çiftle uzun uzun sohbet ettik. Çok konuşkan ve tatlı bir çiftti. 

Birşeyler yemek için plajın çıkışındaki otelleri dolaştım. Otelleri detaylı dolaştım. Havuzlarına girdim. Tatil köyü havasındaki bu yerlerin çoğuna giriş ve tesisleri kullanmak serbestti. Bunlardan birinde sebze çorbası, peynir-burger ve 1 meşrubata 110.000 rupi (28,5 TL) yetti. Bazı kalantor tesislerden ise sadece kalanlar yararlanıyor, bizim gibi marabalara giriş yasak.  

Kuta'da Masaj...

Akşam otele dönüş yolunda bir masaj salonu önündeki hanımefendi beni ikna etti. Fiyat oldukça makuldu. İç sesim ilk günkü masaja benzemeyeceğini söylese de 1 saati 70.000 rupi (18 TL) olan bu yeri denemeye girdim. Bu fiyat halkın yaşadığı yerler için normal. Ama turistik yerde bu fiyatı ilan eden yerden şüphe etmek lazım. Sonuçta çok bir para değil dedim ama içimde bir soru işareti oluştu. Turistik yerde her tip insan var.  Bu görece ucuz fiyat karşılığı yaptığı masajı uzatıp kar maksimizasyonu düşüncesinde olan hanımefendiye, masajı bitirmesini söylediğimde o da ben de bu masaj seansından memnun kalmamıştık. Ona uslu biri olmasını öğütleyip eline 60.000 rupi verip "bu fazla bile" dediğimde gördüm ki 3 tane 20.000'i bile toplayıp, çarpamayacak kadar cahil. Herkes kendi yolunun yolcusu.

Bali ve özellikle Kuta'da bu ucuz masaj salonları masaj zevkinizi tatmin etmekten uzak kalabilir. Gerçek masajcılar ise bu fiyatın iki hatta üç mislinden başlıyorlar. Bazan daha da fazla. Ben halk arasındaki yerleri seviyorum. Masajın çeşitleri de tüm vücut, ayak masajı, refleksoloji, yüz masajı, sıcak taş masajı vs vs uzayıp giden bir listede bir sürü tip masaj mümkün. Kaliteli masaj salonlarını görünce anlarsınız. Onlar biraz fiyatlı olsa da masaj gayet güzel.

Kuta'yı ne masaj ne de kalmak için öneririm. Sadece havasını teneffüs edip geçin yeter. Belki Ubud veya Seminyak biraz daha ehven tercihler olabilir.

Dorm'a geldiğimde evlat ordaydı. Birlikte yemeğe çıktık. İngilizcesi yok ama altın gibi bir kalbi vardı. Avukat olacak 2-3 yıl sonra. Yemek yemedi tokum dedi ama muhtemel kibarlık yapıyordu. Ben yemeğimi yerken kahve içti. Birlikte Kuta'da gece hayatının yoğun olduğu Legian caddesine gittik. Çok güzel Reggy ve Pop çalan bir mekanda bira içip müzik dinledik. Buranın meşhur birası BITANG 20.000 rupi (5 TL). Dorm'a dönüp yattık.

07 Eylül 2017, Kuta

Evlat beni çok sevdi. İlk sohbetimizin başladığı andan itibaren "sir" diyo başka birşey demiyor. Sabah heyecanla "bugün size eşlik edebilir miyim?" dedi. Elbette neden olmasın. "Scooter kiralayım!" dedi heyecanla. Ben korkarım desem de olgun bir tebessümle "siz merak etmeyin" dedi. Bir an düşündüm. Tanımadığım bir yer, tanımadığım bir çocuk. İç sesim "Yaşa bunu" dedi. 20 dk sonra scooterın arkasında o kaotik trafikte Jimbaran plajına doğru ilerliyorduk. Yüzüme vuran rüzgar ve seyahat sağlık sigortamın olmamasını düşünüp tatlı tatlı gülümseyip etrafı seyrediyorum, iki elim Fadıl Ali Hidayet'in beline sımsıkı yapışmış vaziyette.

Jimbaran'a gelmeden genel ismi "PADANG" olan Sumatra kökenli ev tipi sokak yanı lokantaların birinde harika bir yemek yedik. Yemek o an için harika gelmiş de olabilir. Zira Padang'larda her şey kızartma ve çok yağlı. Ama patlıcan, biber ve omlet (telur dadar) yemek o öğünde beni mutlu etti.

Jimbaran'da sahilde oturan bir bey, hanım ve küçük kızlarının yanından geçerken Türkçe'yi duyunca doktor Murat, eşi Mine ve küçük kızları Melis'le tatlı bir sohbet sonrası denize girip Uluwatu Tapınağına doğru yola devam ettik. Uluwatu çok güzeldi. Oranın girişinde de Tuğçe ve Savaş'la tanıştık, akşam için Kuta'da buluşmak üzere sözleştik. Salimen ve katik bir trafikteki yolculuktan sonra otele döndük. Öyle mutluydu ki, beni annesiyle telefonla konuşturdu. Annesi daha iyi İngilizce biliyordu. "Bizim oğlanı şımartmışsınız. Sizi çok sevmiş. Yolunuzu mutlaka bizim şehre de düşürün. Bizde kalın lütfen" diyordu. Fadıl çantasını hazırlarken ben de yeni evli arkadaşlarımla buluşmak üzere Legian caddesindeki meşhur mekan SkyGarden'in önüne yürüyordum.

2002 Terörist Saldırısı ve 200 Ölü...

Legian caddesinde 2002 yılında meydana gelen terörist saldırıda ölenler anısına bir anıt var. Skygarden da bu anıtın 50 metre ilersinde.

Akşam balayındaki tatlı çift Tuğçe ve Savaş ile uzun ve keyifli bir sohbet ettik. Gece bittiğinde 02:30 olmuştu ve okyanus kenarındaki sohbetimiz çok keyifliydi. Otele gelip yattım. Fadıl Ali memlektine uçacaktı. Beni uyandırmasını söylesem de uyandırmadan gidecekti. Hatta öyle bir not bırakmıştı ki duygulanmamak elde değildi. O eksik ingilicesiyle "Baba, seni kıracak en ufak bir hatam olduysa özür dilerim" diyordu. Ne hatası be oğul! Gözlerim yaşarmıştı.

Kuta benim için yavandı ama dostluklar ve gözlemlerim harika.

Ertesi gün için Airbnb rezervasyonum yanıt vermeyince, booking.com'dan çok ucu bir hostel ayarladım Ubud'da. Hotele geldiğimdeyse önündeki prinç tarlalarını gördüğümde mest olacaktım.

Endonezya Günlüğü_1

Merhabalar!

Güneydoğu Asya gezim Endonezya, Bali ile başladı. Değerli arkadaşım Bora Kürekçi'nin tavsiyesi üzerine umarım gün gün veya olabildiğince sık yazabilirim. Aslına bakarsanız bu ilk günlerde sıcağı sıcağına başlangıç izlenim ve hislerimi yazmak bayassız istiyorum. Öncelikle müthiş bir deneyim. Hadi bakalım birlikte dolaşmaya başlayım...

04-05 Eylül 2017

Gece yarısını yarım saat geçe 20 aylık Avustralya deneyimimden sonra uzun süreli bir gezi için ülkenin en kuzeyindeki Darwin kentinden kalkan JetStar uçuşuyla vardım Bali'ye. Bali'nin, gerçek gezginlerin pek de prim vereceği bir yer olmadığını duymuştum. Gerçek gezgin kimdir? konusunu irdelemeye gerek yok sanırım.

Ucuz bir ülke Endonezya. Ancak global turizm yılışıklığı Bali'deki Marmaris barlar sokağı tadındaki Kuta başta olmak üzere turistlerin bulunduğu yerlerde kendini gösteriyor. Halkın içine karışma deneyimini yaşadığınızda ise manzara farklı. Ben bu farklı manzarayı seviyorum. Yaptıklarımı maddeler halinde kısa geçip duygularımı yazmak benim seçimim olacak. Yorumu ve sorusu olanlarla yorum hanesinden veya istedikleri medyadan muhabbeti derinleştirebiliriz.

Neyse 04 Eylül gecesi bitip yeni güne girerken indiğim Bali Denpasar havalimanı nemli ve sıcak bir hava karşıladı beni. Airbnb'den iletişim kurduğum evsahibimin pek de güven veren bir adam olmadığını sezdiğimden beni karşılamayacağını yazdığı şöförle buluşamamak da pek garip gelmedi. "Taksi, taksi, Taksi ..." diye yaklaşanları teşekkürler diyerek geçtim. Bu noktada "Hayır" dediğinizde ısrar edeni görmedim. Şanslarını deneyip sezsizce çekilip rahatsız etmiyorlar.  O an biraz rahatsız edici gibi gözükse de Endonezya halkının oldukça saygılı bir toplum olduğunu gönül gözüyle ve deneyimleyerek görebiliyorsunuz. Bu konulara daha sonra detaylı değineceğim.

Benim adım yazılı bir levha görmeyince havaalanının o yoğun bölgesinin dışına çıktım. Havaalanı çıkışına ilerleyip yüzü güleç düzgün olduğuna ikna olduğum bir taksici ile pazarlığımı yapıp tuttum taksiyi . 60 Avustralya doları istedi başında, kararlı ve kısa bir Türk pazarlığı sonucunda 30'a anlaştık. Yorulmuştum ve daha da uzatmaya gerek yoktu o an için. Ertesi gün daha uzak bir mesafe için (sonradan detaylı anlatacağım cep telefonlarındaki GRAB uygulamasıyla) 6 Amerikan doları ödeyecektim.

Evi bulmak sorun oldu. Zira Denpasar'da yerel bir evi seçmiştim. Gecekondu, şehrin arka mahalleleri, kasaba tadında yerlerden ilerlerken gece yarısında bile sayısı inanılmaz miktardaki scooter'ları ve kaotik tarfiği izliyordum. Sağda solda tapınağa benzer yapılar vardı. Değişik Asya fotoğraflarından tanıdık gelen heykel figürleri film gibi gözümün önünde ilerlediğimiz her sokak veya büyük caddede karşımdan geçiyordu. Gecenin geç vktine karşın trafik yoğunluğu ve ara sıra sıkışıklık olsa da sakince ilerlediklerini gördüm. Bu karmaşada en ufak bir kaza veya tartışmaya rastlamadım. Burada kaos teorisine uyan bir kotik çözüm var. Formüle etmeye çalışan bedbaht batılılardan olmayın olur mu?

Neyse zar zor evi bulduk. İçeri girmek ayrı sorun oldu. Zili çaldıktan 5 dk kadar sonra baş örtülü, son derece akıllı kız Uya kapıyı açmakta tereddüt yaşadı. Airbnb rezervasyonum facebook adımla olunca gece yarısı demir parmaklıkların ardından tereddütünü giderince içeri girdim. Saat 3 civarı duşumu alıp king size yatakta tüllerle süslü 15 Amerikan doları verdiğim odada huzurla uyuyordum.

Aileme geldiğimi haber ettim. Internet de düzgündü. Mutluydum.

05 Eylül 2017,

Sabah kahvaltısını onların klasik bir yemeğiyle yaptım.

Karnıma birşeyler girdi ama doyurucu ve bana göre gelmedi bu ilk yemek. Hemen bunun turistik bir airbnb paketi olduğunu kavrayıp kararı sonraki günlere bıraktım. Zaten içduygum esas. Buranın sahibinin sevilecek birşeyi yoktu ama kara gözleri ve gülüşüyle ışık saçan Ayu isimli kız bana en fazla yardımcı olan iyi kalpli gerçek bir insandı. Yanılmıyordum hislerimde. Burası en fazla bir gece daha fazla bana ev sahipliği yapardı. Endonezya'ya inmiş ve güvenli bir yerde ilk gecemi geçirmiştim. Odamı değiştirmem gerektiğinden bana gösterdikleri arka sokakta yine bu evin kompleksi içinde başka bir odaya gittim. Eşyaları bile açmadan hemen sokağa çıktım.

O gün 7 saatten fazla yürüdüm Denpasar sokaklarında. Hikaye de burada başladı zaten. Her adım ayrı bir keşif idi. Önce etrafı dikkatlice kollarken her adımda insanına, kokusuna, yapısına biraz daha uyum sağladığımı hissettiğim ani bir iniş oldu ilk günkü Denpasar dolaşmalarım.

Ufak ufak sohbetlerle ilerledim yolda. İlk izlenimlerim olarak gecekondu mahallesi gibi ara sokaklardan, kasaba sokaklarına benzeyen yollara çıktım. Zaman zaman tapınakların arasında yürüme hissini yaşatan yerlerde ilerliyordum. Hep çocuklukta aklımda kalan Anadolu kasabalarının sözde gelişmeye başlamış briketleri sıvanmamış, kireç boyalı duvarlı yerleri geldi ki manzara buydu. Önce sokak tezgahlarında tropik meyve ve sebzelere benzeyen şeylerin ne olduğunu sordum, arkasından bir bakkala bir şişe suyun fiyatını, nereden telefon kartı alabileceğimi. Tabii ki Endonezyacadan başka dili olmayan bir iç mahalledeydim ve anlaşmak kolay olmuyordu. Ama gönüller sağolsun. Neredeyse tümü güleryüzle, sevgiyle, merakla bakarak yardım etmeye çalıştılar. Ters bakanını düşmancasını görmedim Denpasar sokaklarındaki ilk adımlarımda. Sokak üstü masaj salonunda insanlara fiyat sorup konuştum. Anladım ki Rupi olmadan bu iş olmayacak ben de ilk ATM'den sorunsuz 2,500.000 rupimi çektiğimde kendimi zengin ötesi hissettim. Hemen bir büyük şişe su aldım. İçe içe yürüyordum artık. Parayı bulunca

Kısa kısa ne yaptım onları anlatayım sonra muhabbetimize devam ederiz. Neler yaptığım aşağıda;

  • ATM'den 2.500.000 rupi çektim. (650 TL)
  • Telefon kartımı aldım.
  • Yerel sokak lokantalarında yemek yedim.
  • Tapınak gibi yapılı yerlere girdim, Fotoğraflar çektim.
  • Evlere giremedim ama sohbet edince avlularda fotoğraf çekmeme etrafı seyretmeme izin verdi %90'ı.
  • Okullara girdim sınıfları, kantini, tuvaletlerini dolaştım.
  • Askeri eğitim gibi (Defile adı verdikleri askeri tören yürümesinin artislik hali) yürüyen gençlerin antremanını izledim
  • Üniversiteli gençlerle konuştum. Taksi için kullanılan "GRAB" uygulamasını onlardan duydum ilk kez.
  • Bilardo salonu yazısını görüp içeri saptım 5 serkeş motor tamircisi ve arkadaşlarıyla sohbet edip gitar çaldım.
  • Sabah kahvaltısı için penirli poğaçanın irisini ve bir browni aldım.
  • Suyumu satın aldım. Odada bir küçük su 6000 rupi iken 1,5 lt için 4000 rupi ödedim. 

Hikayenin devamında ufak tefek turistik yılışıklar olsa da Endonezya'da insanların çok sevecen olduğunu hissettim. Yer yer Küba'nın turistik olmayan köylük iç kısımlarındaki yerleri, zaman zaman Sanayii mahallesi tadında sokakları, kasabayla şehir arasında gidip gelen görüntüleriyle daha önceden alışık olduğum bir yer oldu Denpasar. Kuta'dan ve turistik yerlerden tamamen farklı. Herhangi bir sıkıntı yaşamadan yürüdüm Denpasar sokaklarında. İnsanlar cana yakın ve yardımseverdiler, hiç İngilizce bilmeseler de bu da benim Endonezyaca yolumu açtı tabii ki. Artık tarzan hareketleriyle ne anlaşılırsa o. Muhtemelen birçok kişinin şüpheyle bakacağı eğri büğrü tahta masalı, değişik baharat kokan, görünümü de pek temiz olmayan sokak üstü lokantalarda yedim. Çok lezizdi diyemem ama ölmedim sonuçta. Ancak ne yiyeceğinizi zamanla öğrendiğinizde benim damağıma uyan seçenekler de bulabilecektim ilerleyen günlerde. Acısı ve sosu fazla haberiniz olsun. Çok çok az miktar bana fazlasıyla yetti bu sosların. Yerel lokantaların fiyatı da Kuta'da yediğinizin dörtte biri, lüks oteldeki fiyatın onda biri. Hepsi tercih ve hepsinin yeri var ama bilin ki ucuz dediğiniz Bali'nin içi daha ucuz ve daha Endonezya'yı temsil ediyor.

İlk keşif günü çok mutlu oldum. Özellikle üniversite öğrencileriyle sohbetler ve gün sonunda ara sokakta tamircilerle çaldığımız gitar ve yudumladığımız dostluk. Sonunda da güzel odamda rahat bir uyku.

Merhaba Endonezya!